Nasıl oluyor da yıllardır görmediğimiz eski bir arkadaşımızla yeniden buluştuğumuzda sanki daha dün ayrılmışız gibi hissediyoruz? Aradan geçen onca yıl, onca değişim neden bazı dostluklarda bizi birbirimizden uzaklaştırmıyor? Çocukluk arkadaşlıkları bizi yalnızca bir zamanlar birlikte kurduğumuz dünyaya değil, kendi geçmişimize, hatta çoktan unuttuğumuz eski hallerimize de götürüyor. Bu bölüm, çocukluk arkadaşlarıyla yeniden buluşmanın şaşırtıcı etkisi, hafızamızda saklı kalan eski dünyalar ve zamanın hayatımızda neyi değiştirdiği, neyi değiştiremediği hakkında.
144. Meraklı Sorularla Baş Edebilmek
Gündelik hayatta sınırlarımızın en çok zorlandığı yerlerden biri, meraklı sorular. “Sen neden evlenmedin? Niye boşandınız; ne oldu? İşten neden ayrıldın; sen mi istedin? Ne kadar kazanıyorsun? Evi kaça aldınız? Siz niye ikinci çocuğu yapmadınız? Artık neden görüşmüyorsunuz, küstünüz mü? Kaç kilo verdin?” Neden bazı insanlar çok özel sorular sorar? Ve biz cevaplamak istemediğimiz bu sorular karşısında neden kendimizi açıklamak zorunda hissederiz? Oysa birinin bir şeyi merak etmesi, o bilgiye erişme hakkı doğurmaz. Meraklı sorularla baş edebilmek önemli. Çünkü merakın sınır ihlaline yaklaştığı yerde kendimizi nasıl koruduğumuz, hayatımız üzerinde ne kadar söz sahibi olduğumuzun göstergesi.
143. Sabırlı Olabilmek
Hayat nadiren bizim istediğimiz hızda ilerler. Trafik yavaşlar, sonuçlar gecikir, cevaplar bir türlü gelmez. İstediğimiz hayatla, yaşadığımız hayat arasında her zaman bir mesafe var. Sabır, o mesafede yaşama becerisi demek. Hayatın kaçınılmaz gecikmeleri, belirsizlikleri ve kontrolümüz dışındaki kendi ritmi karşısında, elimizdeki sınırlı zamanı ve dikkati akıllıca kullanabilmenin yolu.
142. Umursamamayı Başarmak
Düşünmekten yorulduğumuz, zihnimizde taşımaktan bıktığımız ve artık umursamak istemediğimiz ne çok şey var. Oysa neyi umursuyorsak, en çok nelere önem veriyorsak, hayatımız büyük ölçüde onların etrafında şekilleniyor. Dikkatimiz değerli. Zamanımız kısıtlı. Hayatımızda iyi şeylere yer açabilmek için, bize fayda sağlamayan düşüncelerden, zihnimizi boşu boşuna işgal eden meselelerden kurtulmamız gerekiyor.
141. Gerçekle Hikâyeyi Birbirinden Ayırt Etmek
Gerçekten hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa hayatımız hakkında kendimize anlattığımız hikâyeyi mi? Bu bölümün konusu, gerçekle hikâye arasındaki o ince ama çok önemli fark. Çünkü hikâyelerimiz, zihnimizden geçen düşüncelerden ibaret değil. Her birini bedenimizde, sinir sistemimizde taşıyoruz. Ve kendimize dair inandığımız her hikâye, bir süre sonra düşündüğümüz şey olmaktan çıkıp, yaşadığımız şeye dönüşüyor.
140. Kokular, Duygular ve Hafıza
Çocukluk evimiz, annemizin mutfağı, ilk aşkımız, bir hastane koridoru ya da bir yaz sabahının lavanta kokulu rüzgârı… Bazen tek bir nefes, unuttuğumuzu sandığımız bir hatırayı bütün duygularıyla yeniden canlandırır. Peki ama neden? Neden bir koku, bir şarkıdan hatta bir fotoğraftan bile daha güçlü biçimde dokunur hafızamıza?
139. Mide ve Mutluluk
Her ne kadar zihinsel bir varlık olduğumuzu düşünsek de hayat kalitemizin zemini, önemli ölçüde, bedenimiz. Bu bölümün konusu, mutluluğumuz üzerinde sandığımızdan çok daha fazla etkiye sahip bir organ. Beyinle hiç durmadan mesajlaşan, bağışıklık sistemi ile iş birliği yapan ve kendini birkaç günde bir yeniden, hücre hücre inşa eden midemiz.
En Çok Dinlenen Bölüm
Üç buçuk yıldır her hafta düzenli olarak bu mikrofonun başına oturuyorum. Bugüne kadar yaklaşık 150 bölüm yayınladım. Mutlu Beyin 250 binden fazla kez dinlendi. Her platformda binlerce takipçiye sahip. Ama tüm bunları söylerken esas önemsediğim, beni çok mutlu eden ve biraz da hayrete düşüren çok değerli bir şey daha var. Podcastim tamamen dinleyicilerin birbirine tavsiyesiyle kulaktan kulağa büyüdü. Hiçbir tanıtım, hiçbir reklam yapmadan, dışarıdan destek almadan tamamen kendi sesiyle. Ve tam da bununla bağlantılı olarak benim için sayıların kendisinden çok daha anlamlı başka bir şey var: Neredeyse her gün Türkiye’nin ve dünyanın farklı köşelerinden mesajlar alıyorum. Bu bölüm bana çok iyi geldi, zor bir dönemden geçiyorum ve ihtiyacım olan buymuş, bunları duymakmış diyen mesajlar… Ya da bir konuda kendini ilk kez anlaşılmış hissettiğini söyleyenler… Bir tek ben değilmişim, başkaları da benim gibi hissediyormuş diyenler… Çok özel, çok hassas konularda bana içini açanlar… İtiraf etmeliyim, bu podcaste başlamaya karar verdiğimde öncelikli amacım, kendimi anlamaktı. Kendi zihnimi, duygu dünyamı, neyi neden yaptığımı… Ama bugün dönüp baktığımda benimle benzer soruları soran, kendini ve hayatını daha derinden anlamaya çalışan on binlerce insana eşlik ediyor olmak… Esas mutluluk bu. Bugün yeniden paylaşacağım bölüm de kendini anlama ihtiyacının bence en güzel örneklerinden biri. Mutlu Beyin’in bugüne dek en çok dinlenmiş olan bölümü: Çoğumuzun kendimize bile itiraf etmekten kaçındığı, sahiplenmekte en çok zorlandığı duygulardan biri. Kıskanmak. En çok dinlenen bölüm bu oldu. Kıskanmak. Neden acaba? İlk başta şaşırttı beni ama üzerine düşündükçe şunu fark ettim: Kıskanıyorum demek çoğu zaman kolay değil. Oysa hepimizin hayatında var kıskançlık. Her duygu gibi evrensel. Belki çok az, belki daha yoğun ama hayatımızın bir döneminde temas ettiğimiz bir duygu bu. Daha da önemlisi, taşıması zor ve ıstıraplı bir duygu. Bir insan beyniyle, bir insan hayatını yaşarken en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, kendimizden bile saklamaya çalıştığımız zor duygularla baş edebilmek. Lafı daha fazla uzatmadan Kıskanmak bölümünü yeniden paylaşıyorum şimdi. Belki de podcastin özünü en iyi yansıtan bölümlerden biri bu. Kendi zihnine, duygularına dürüstçe ve cesaretle bakabilmek ve böylece esas gücünün nerede olduğunu bulmak. Daha anlamlı ve daha iyi bir hayat için. Ve işte yeniden Kıskanmak…
138. Kendini Aldatmanın Beş Hali
Hepimiz kendimizi aldatıyoruz. Gerçeği sezdiğimiz hâlde, zaman zaman uydurma hikâyelere sığınıyoruz. Bazen bu hikâyeler, düşünmeye alıştığımız, kendimize tekrarladığımız basit birer cümle… Ama her aldatmacanın bir maliyeti var. Kendimizi aldattığımız her anda sadece gerçeği değil, yaşayabileceğimiz hayattan da bir parça kaybediyoruz.
137. Saygısızlık Karşısında Güçlü Kalabilmek
Saygısızlık neden canımızı yakar? Neden bazı insanların saygısızlığı saatlerce, günlerce zihnimizi işgal eder? Saygısızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde, bundan kendimizle ilgili nasıl bir anlam çıkarırız? Başkalarının davranışları üzerinde kontrolümüz yoksa, gücümüzü tam olarak nerede bulabiliriz? Saygısızlık karşısında iç dünyamızı nasıl koruyabiliriz?
