Düşünmekten yorulduğumuz, zihnimizde taşımaktan bıktığımız ve artık umursamak istemediğimiz ne çok şey var. Oysa neyi umursuyorsak, en çok nelere önem veriyorsak, hayatımız büyük ölçüde onların etrafında şekilleniyor. Dikkatimiz değerli. Zamanımız kısıtlı. Hayatımızda iyi şeylere yer açabilmek için, bize fayda sağlamayan düşüncelerden, zihnimizi boşu boşuna işgal eden meselelerden kurtulmamız gerekiyor.
141. Gerçekle Hikâyeyi Birbirinden Ayırt Etmek
Gerçekten hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa hayatımız hakkında kendimize anlattığımız hikâyeyi mi? Bu bölümün konusu, gerçekle hikâye arasındaki o ince ama çok önemli fark. Çünkü hikâyelerimiz, zihnimizden geçen düşüncelerden ibaret değil. Her birini bedenimizde, sinir sistemimizde taşıyoruz. Ve kendimize dair inandığımız her hikâye, bir süre sonra düşündüğümüz şey olmaktan çıkıp, yaşadığımız şeye dönüşüyor.
140. Kokular, Duygular ve Hafıza
Çocukluk evimiz, annemizin mutfağı, ilk aşkımız, bir hastane koridoru ya da bir yaz sabahının lavanta kokulu rüzgârı… Bazen tek bir nefes, unuttuğumuzu sandığımız bir hatırayı bütün duygularıyla yeniden canlandırır. Peki ama neden? Neden bir koku, bir şarkıdan hatta bir fotoğraftan bile daha güçlü biçimde dokunur hafızamıza?
139. Mide ve Mutluluk
Her ne kadar zihinsel bir varlık olduğumuzu düşünsek de hayat kalitemizin zemini, önemli ölçüde, bedenimiz. Bu bölümün konusu, mutluluğumuz üzerinde sandığımızdan çok daha fazla etkiye sahip bir organ. Beyinle hiç durmadan mesajlaşan, bağışıklık sistemi ile iş birliği yapan ve kendini birkaç günde bir yeniden, hücre hücre inşa eden midemiz.
En Çok Dinlenen Bölüm
Üç buçuk yıldır her hafta düzenli olarak bu mikrofonun başına oturuyorum. Bugüne kadar yaklaşık 150 bölüm yayınladım. Mutlu Beyin 250 binden fazla kez dinlendi. Her platformda binlerce takipçiye sahip. Ama tüm bunları söylerken esas önemsediğim, beni çok mutlu eden ve biraz da hayrete düşüren çok değerli bir şey daha var. Podcastim tamamen dinleyicilerin birbirine tavsiyesiyle kulaktan kulağa büyüdü. Hiçbir tanıtım, hiçbir reklam yapmadan, dışarıdan destek almadan tamamen kendi sesiyle. Ve tam da bununla bağlantılı olarak benim için sayıların kendisinden çok daha anlamlı başka bir şey var: Neredeyse her gün Türkiye’nin ve dünyanın farklı köşelerinden mesajlar alıyorum. Bu bölüm bana çok iyi geldi, zor bir dönemden geçiyorum ve ihtiyacım olan buymuş, bunları duymakmış diyen mesajlar… Ya da bir konuda kendini ilk kez anlaşılmış hissettiğini söyleyenler… Bir tek ben değilmişim, başkaları da benim gibi hissediyormuş diyenler… Çok özel, çok hassas konularda bana içini açanlar… İtiraf etmeliyim, bu podcaste başlamaya karar verdiğimde öncelikli amacım, kendimi anlamaktı. Kendi zihnimi, duygu dünyamı, neyi neden yaptığımı… Ama bugün dönüp baktığımda benimle benzer soruları soran, kendini ve hayatını daha derinden anlamaya çalışan on binlerce insana eşlik ediyor olmak… Esas mutluluk bu. Bugün yeniden paylaşacağım bölüm de kendini anlama ihtiyacının bence en güzel örneklerinden biri. Mutlu Beyin’in bugüne dek en çok dinlenmiş olan bölümü: Çoğumuzun kendimize bile itiraf etmekten kaçındığı, sahiplenmekte en çok zorlandığı duygulardan biri. Kıskanmak. En çok dinlenen bölüm bu oldu. Kıskanmak. Neden acaba? İlk başta şaşırttı beni ama üzerine düşündükçe şunu fark ettim: Kıskanıyorum demek çoğu zaman kolay değil. Oysa hepimizin hayatında var kıskançlık. Her duygu gibi evrensel. Belki çok az, belki daha yoğun ama hayatımızın bir döneminde temas ettiğimiz bir duygu bu. Daha da önemlisi, taşıması zor ve ıstıraplı bir duygu. Bir insan beyniyle, bir insan hayatını yaşarken en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, kendimizden bile saklamaya çalıştığımız zor duygularla baş edebilmek. Lafı daha fazla uzatmadan Kıskanmak bölümünü yeniden paylaşıyorum şimdi. Belki de podcastin özünü en iyi yansıtan bölümlerden biri bu. Kendi zihnine, duygularına dürüstçe ve cesaretle bakabilmek ve böylece esas gücünün nerede olduğunu bulmak. Daha anlamlı ve daha iyi bir hayat için. Ve işte yeniden Kıskanmak…
138. Kendini Aldatmanın Beş Hali
Hepimiz kendimizi aldatıyoruz. Gerçeği sezdiğimiz hâlde, zaman zaman uydurma hikâyelere sığınıyoruz. Bazen bu hikâyeler, düşünmeye alıştığımız, kendimize tekrarladığımız basit birer cümle… Ama her aldatmacanın bir maliyeti var. Kendimizi aldattığımız her anda sadece gerçeği değil, yaşayabileceğimiz hayattan da bir parça kaybediyoruz.
137. Saygısızlık Karşısında Güçlü Kalabilmek
Saygısızlık neden canımızı yakar? Neden bazı insanların saygısızlığı saatlerce, günlerce zihnimizi işgal eder? Saygısızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde, bundan kendimizle ilgili nasıl bir anlam çıkarırız? Başkalarının davranışları üzerinde kontrolümüz yoksa, gücümüzü tam olarak nerede bulabiliriz? Saygısızlık karşısında iç dünyamızı nasıl koruyabiliriz?
136. Kötü Bir Alışkanlıktan Vazgeçmenin İlk Adımı
Kötü bir alışkanlıktan vazgeçmenin ilk adımı, öncelikle ona teşekkür etmek. Ne kadar zararlı olursa olsun, her alışkanlığın bizim için karşıladığı bir ihtiyaç var. Her kötü alışkanlık, bir çözüm arayışı. Taşımakta zorlandığımız bir duyguya yönelik yanlış bir cevap. Bu yüzden onu değiştirebilmek için, zararlarından önce, faydalarını görebilmek gerekiyor.
135. GÜZEL ŞEYLER: Karpuz 🍉
İçinde hem suyu hem güneşi taşıyan; kokusuyla eski yazların hatırasını uyandıran; sıcağın ortasında serinleten, ferahlatan… Lezzetiyle, rengiyle hatta kabuğuyla ve çekirdeğiyle bile doyuran, keyif veren nefis bir meyve: karpuz. “Güzel Şeyler” serisinde bu haftaki bölümün konusu, karpuzun hikâyesi.
134. Başlamanın Önündeki Engel: Motive Olmayı Beklemek
Neden bazen yapmak istediğimiz şeyleri bir türlü yapamıyoruz? İlk adımı atmak neden zor geliyor? Neyi bekliyoruz? Hangi sihirli duyguyu? Ve belki en önemlisi, harekete geçmek için gerçekten motive olmaya ihtiyacımız var mı? Bu bölüm erteleyenler, başlamayanlar, kendini tembel ya da disiplinsiz olmakla suçlayanlar ve motive hissetmeyi beklemeden hayatla yeniden bağ kurmak isteyenler için.
