Hepimiz hayatımız üzerinde söz sahibi olduğumuzu hissetmek isteriz. Yaptığımız şeylerin gerçekten kendi seçimlerimiz olduğunu ve hayatımızın kendi doğrularımızı, kendi değerlerimizi yansıttığını bilmek bize iyi gelir. Sevdiğimiz bir işte çalıştığımızda, kendi istediğimizle bir projeye başladığımızda ya da o gün ne yapmak istediğimize kendimiz karar verdiğimizde içimizde farklı bir enerji olur.

Ama diğer tarafta çok tanıdık başka anlar da var.

Sabah alarm çaldığında istemediğin bir güne uyanmak.

İçinden gelmediği halde “ayıp olur” diye bir buluşmaya gitmek.

İstemediğin şeylere evet deyip sonra içten içe bunalmak.

Mecburum. Yapamam. Değişemem. Ben böyleyim…

Düşüncelerimizi gerçek, duygularımızı kaçınılmaz, içinde bulunduğumuz durumu başka türlüsü mümkün değilmiş gibi görmeye meyilliyiz. Daha özgür hissetmenin önündeki engel çoğu zaman seçeneklerin varlığı ya da yokluğu değil; bizim o seçeneklerle kurduğumuz ilişki. Bu yüzden özgürlük dediğimiz şey, her şeyden önce, kendi hayatına başka bir yerden bakabilme cesareti.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir