Sıcak bir fincanı avuçlarımızın arasında tutarken neden rahatlarız, gevşeriz? Neden yalnızca ellerimiz değil, içimiz de ısınır? Beynimiz sıcaklığı neden güven ve korunma duygularıyla ilişkilendirir? Neden üşüdüğümüzde dünya yabancılaşırken sıcaklık, aidiyet duygusunu besler? Sıcak bir fincan kaygıyı, endişeyi, yalnızlık hissini nasıl yumuşatır? Güzel Şeyler serisinin bu bölümde; bilimin, beden hafızasının ve duyguların kesiştiği yerde, sıcaklığın izini sürüyoruz.
121. Sağlıklı Bir Yaşam İçin 5 Strateji
Sağlıklı yaşamak, sadece daha uzun yaşamak değil; kendinle bağını koparmadan yaşamak demek. Bir başka deyişle kendinle kurduğun teması, tesadüflere bırakmamak. Bunu başarabilmekse, sağlıklı alışkanlıklar edinmek için rasgele denemeler yapmak yerine, bilinçli ve planlı bir yol haritası izlemekle mümkün. Çünkü bedenimize ve zihnimize gösterdiğimiz özen, hayata verdiğimiz değerin en açık yansıması.
120. Sağlıklı Yaşamaya Karar Vermek
Sağlıklı yaşam, bir diyet listesi değil. Bir yasaklar listesi, zorunluluk ya da geçici bir heves değil. İnsanın, bedenini ve ruhunu birlikte dinlemeyi seçmesi ve kendi hayatına bilinçli bir şekilde yön vermesi demek. “Ben kendime değer veriyorum” demenin bir yolu. Tüm zorluklara ve engellere rağmen sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün. Günlük hayatın koşturmacası içinde çoğu zaman yorgunluğumuzu, stresimizi, huzursuzluğumuzu görmezden geliyoruz. Kötü hissetmeye alışıyoruz. Oysa durup kendimize baktığımızda, daha iyi hissetmek, daha dengeli olmak ve hayatın içinde kaybolmadan var olabilmek için seçeneklerimiz olduğunu göreceğiz. İşte bu bölüm, hayatımızı dönüştürmek için yapabileceklerimiz hakkında.
119. Sağlıklı Yaşamak Neden Zor Gelir?
Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bilgiye yakınız bugün. Sağlıklı yaşamanın ne olduğunu, bize neyin iyi geldiğini, hangi davranışların bizi yavaşça tükettiğini az çok biliyoruz. İnternette birkaç saniyede binlerce bilgi kaynağına ulaşabiliriz. Sigaranın zararlarını öğrenmek için makaleler okumaya gerek yok. Kötü beslenmenin, uykusuzluğun, hareketsizliğin bedenimizi nasıl yıprattığını kavramak için doktor olmaya gerek yok. Bilgi zaten bizde. Ve çelişki tam da burada başlıyor. Bilgi çağında yaşıyoruz ama davranışlarımız çağın gerisinde kalabiliyor. Bildiğimizi uygulayamıyoruz. Sorun bilgi eksikliği değil, davranış değişikliğinin doğası gereği zor olması. Konu özellikle sağlık olduğunda, “Biliyorum ama yapamıyorum” cümlesi çok tanıdık değil mi? İşte bu noktada kendimize sormamız gereken kritik sorular var. Madem sağlıklı yaşamanın faydalarını biliyoruz, neden sağlıksız seçimler yapıyoruz? Aklımızla, mantığımızla doğru olanı bildiğimiz halde neden davranışlarımız başka yöne gidiyor? Bu soruların cevabını etraflıca anlamak önemli. Çünkü bir davranışı değiştirebilmek için önce mevcut durumu tüm netliğiyle görmek ve nedenlerini kavramak gerekiyor. Neyi, hangi dürtüyle, hangi alışkanlıkla yaptığımızı anladığımızda ancak gerçek gücümüzün nerede olduğunu görebileceğiz. Bilginin davranışa dönüşmediği o aralığı çözdükçe, doğru olanı yapabilmek için neye ihtiyacımız var, işte onu bulabileceğiz.
118. Moralsiz Anlar İçin İlk Yardım Planı
Hepimizin hayatında, küçük bir aksilik yüzünden moralimizin çöktüğü anlar olur. Dışarıdan bakıldığında önemsiz görünen bir eleştiri, ters bir söz, bozulan bir plan ya da ufak bir hata; içimizde beklenmedik bir ağırlık yaratabilir. Oysa bu anların hayatımızdaki etkisi sandığımızdan çok daha büyük. Çünkü benlik algımız; yani kendimizi nasıl gördüğümüz ve değerlendirdiğimiz, hayatın büyük dönüm noktalarından çok, küçük ama sık yaşanan deneyimlerin toplamıyla şekillenir. Günlük hayatın sıradan akışı içinde, moralimizin ne kadar sık ve kolayca bozulduğu, kendimizle kurduğumuz ilişkinin ne kadar kırılgan ve dayanıksız olduğununun da göstergesi. Bu nedenle, moralimizin düştüğü anlar için bir “ilk yardım planına” ihtiyacımız var. Çünkü bu küçük krizlerle nasıl başa çıktığımız, yalnızca ruh hâlimizi değil, genel yaşam kalitemizi de doğrudan belirler.
117. Düşündüğün Her Şeye İnanma
Düşüne düşüne kendimizi mutsuz ettiğimiz ne çok an var… Zihnimiz, gerçeğin yerine kendi hikayelerini koyar ve biz de fark etmeden o hikayelere inanırız. Düşüncelerle aramızda mesafe bırakmak zor gelir. Oysa düşüncelerimiz çoğu zaman gerçekliğin doğrudan karşılığı değil, zihinsel alışkanlıklarımızın yansıması. Zihnimiz, nefes almak gibi, düşünmeyi de kendiliğinden otomatik olarak yapıyor. Hiç durmadan düşünüyoruz. Tıpkı kalbin kan pompalaması gibi zihnimiz de sürekli düşünceler üretiyor. Bir olaya tanık olduğumuzda, bir şey gördüğümüzde, bir söz işittiğimizde, olan biteni anlamlandırmak için otomatik olarak düşünceler üretiyor beynimiz. Ve bu düşünceler çoğu zaman geçmiş tecrübelerden, bastırdığımız korkulardan, endişelerden ya da uzun zaman önce içimize yerleşmiş kalıplardan ve önyargılardan besleniyor. Bu yüzden huzur bulabilmenin yolu, düşündüğün her şeye inanmamakla başlıyor.
116. GÜZEL ŞEYLER – Elma
Hayatımıza güzellik katan deneyimlere daha dikkatle yaklaştığımızda, gündelik olanın içinde saklı incelikleri fark etmeye başlarız. Merakla ve ilgiyle durup baktığımız her küçük ayrıntı, bizi hayata daha derinden bağlar. Daha mutlu hissederiz. Çünkü temel bir gerçek var: Dikkatimizi neye yöneltirsek, duygularımız da oraya akar. Güzellik ve mutluluk, algımızla şekillenen bir bakış açısı. Büyük ve olağanüstü anlarda değil; görmeyi seçtiğimiz küçük detaylarda saklı. Bir elmada mesela. Bazen sıradan bir elma bile, eğer gerçekten görmeyi bilirsek, bize tanıdık olandaki mucizeyi hatırlatır. Bu bölüm, insanlık tarihinin belki de en çok bilinen meyvesi hakkında: Elma. İlk ısırığın tazeliğinde mevsimler, lezzetinde sağlık, renk yelpazesinde güneş, rüzgâr ve zamanın hikâyesi var. Hayatımıza güzellik katan deneyimlere daha dikkatle yaklaştığımızda, gündelik olanın içinde saklı incelikleri fark etmeye başlarız. Merakla ve ilgiyle durup baktığımız her küçük ayrıntı, bizi hayata daha derinden bağlar. Daha mutlu hissederiz. Çünkü temel bir gerçek var: Dikkatimizi neye yöneltirsek, duygularımız da oraya akar. Güzellik ve mutluluk, algımızla şekillenen bir bakış açısı. Büyük ve olağanüstü anlarda değil; görmeyi seçtiğimiz küçük detaylarda saklı. Bir elmada mesela. Bazen sıradan bir elma bile, eğer gerçekten görmeyi bilirsek, bize tanıdık olandaki mucizeyi hatırlatır. Bu bölüm, insanlık tarihinin belki de en çok bilinen meyvesi hakkında: Elma. İlk ısırığın tazeliğinde mevsimler, lezzetinde sağlık, renk yelpazesinde güneş, rüzgâr ve zamanın hikâyesi var.
115. Boşa Giden Keşkeler
Her gün ne çok keşke diyoruz… Geçmişte kalan bir anı zihnimizde düzeltmeye çalışırken, bazen pişmanlıkla bazen hasretle, kimi zaman şikayet etmek kimi zamansa kendimizi cezalandırmak için. Ama her defasında güçsüzlük hatta çaresizlik hissiyle. Oysa her keşkeyi, geleceği kurmak üzere kendi avantajına dönüştürmek mümkün.
114. Dedikodu Yapmak Neden Zevk Verir?
“Size bomba gibi bir dedikodum var! İnanamayacaksınız, neler olmuş ama aramızda kalsın…” Bunları duyduğumuzda; yeni, gizli, belki yasak bir bilgi öğreneceğimizin daha işaretini aldığımız anda, zevk duymaya başlıyoruz. Beynimiz dedikoduyu neden ödül gibi algılar? Dedikodu, hangi yönleriyle psikolojik bir ihtiyaç? Ne zaman yıkıcı bir silaha dönüşür? Ve başkaları hakkında söylediklerimiz, bize kendimizle ilgili neler anlatır?
113. Kendinle İyi Geçinmenin Yolu
Hayatı sevmenin, hayatla dost olmanın ilk adımı, kendine dost olmak değil mi? İçimizde kavga ettiğimiz sürece, dünya da huzursuz, gürültülü. Kendimize düşman olduğumuzda, ne başarının tadı var ne güzelliklerin. Kendini anlamak, kendi hikayeni sahiplenmek, önce kendine sadık olmak için… Kendimizle iyi geçinmek için neyi bekliyoruz?
